Türkiye’de kültür varlıklarının ticareti, el değiştirmesi ve bu varlıklara sahip olunmasına ilişkin temel düzenlemeler 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu (“2863 Sayılı Kanun”) kapsamında düzenlenmiştir.
2863 sayılı Kanun’un mevcut hali, kültür varlığı tanımını çok geniş bir çerçevede ele almakla birlikte yalnızca bir kültür varlığına sahip olmayı değil, bu kültür varlığının nasıl muhafaza edildiğini, ilgili idareye bildirilip bildirilmediğini, kayıt altına alınıp alınmadığını da doğrudan cezai yaptırımlara bağlayan bir sistem öngörmektedir. Bu çerçevede evinde veya iş yerinde bir yağlı boya tablosu, hat eseri, el yazması eser, heykel veya tarihi bir obje gibi kültür varlığı bulunduran, bu tip kültür varlıklarını satın alan, bir başkasına hediye eden ya da zaman içinde küçük bir koleksiyon oluşturan kişiler, çoğu zaman farkında dahi olmadıkları yükümlülükler nedeniyle ciddi cezai risklerle karşı karşıya kalabilmektedir.
2863 Sayılı Kanun’da Kültür Varlığı Tanımı
2863 sayılı Kanun kapsamında kültür varlığı; “tarih öncesi ve tarihi devirlere ait bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan veya tarih öncesi ya da tarihi devirlerde sosyal yaşama konu olmuş bilimsel ve kültürel açıdan özgün değer taşıyan yer üstünde, yer altında veya su altındaki bütün taşınır ve taşınmaz varlıklar” şeklinde tanımlanmıştır.
Bu tanım, lafzı itibarıyla son derece geniş bir tanım olup yalnızca arkeolojik nitelikteki eserleri değil; günlük hayatta karşılaşılabilecek tablolar, el yazmaları, heykeller, hat eserleri ile aileden miras kalan veya geçmişten intikal eden çeşitli objeleri de kültür varlığı kapsamında değerlendirmeye elverişlidir. Tanımdaki bu genişlik, hangi eşyanın kültür varlığı sayılacağı konusunda belirsizlik yaratmakta ve hukukun öngörülebilirlik ilkesini zedeleyerek bireylerin hangi yükümlülüklere tabi olduklarını önceden tespit etmelerini güçleştirmektedir. Bu durum da 2863 sayılı Kanun kapsamına giren kültür varlıklarına sahip olan kişilerin çoğu zaman farkında olmaksızın buna bağlı yükümlülüklerle karşı karşıya kalmaları sonucunu doğurmaktadır.
Haber Verme Zorunluluğu ve Yaptırımı
2863 sayılı Kanun uyarınca, kültür varlığı bulan, buna sahip olan ya da sonradan bu durumdan haberdar olan kişilerin, en geç üç gün içerisinde en yakın müze müdürlüğüne, köyde muhtara veya diğer yerlerde mülki idare amirlerine bildirimde bulunması zorunludur. Bu yükümlülük yalnızca bir kültür varlığını “bulan” kişilerle sınırlı olmayıp; satın alan, miras yoluyla edinen ya da herhangi bir şekilde zilyetliği altına alan kişileri de kapsamaktadır.
Kültür varlığı tanımının 2863 sayılı Kanun kapsamında son derece geniş tutulduğu dikkate alındığında, tablolar, heykeller, el yazmaları, eski tarihli objeler ya da geçmişten intikal etmiş çeşitli taşınır varlıklar gibi kültür varlıklarını elinde bulunduran, satın alan, devralan veya miras yoluyla edinen kişilerin, 2863 sayılı Kanun kapsamında bildirim yükümlülüğüne tabi olduğu değerlendirilmektedir.
2863 sayılı Kanun uyarınca, bildirim yükümlülüğüne mazereti olmaksızın ve bilerek aykırı hareket eden kişiler hakkında altı aydan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir. Aynı maddenin devamında ise, bildirimi yapılmamış olan kültür ve tabiat varlıklarını satışa arz eden, satan, veren, satın alan veya kabul eden kişilerin iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılacağı düzenlenmiştir.
Bu çerçevede, evinde veya işyerinde bir tablo, yazma eser, heykel, hat eseri, eski tarihli bir obje bulunduran, bu tür bir eseri satın alan, koleksiyon oluşturan ya da miras yoluyla edinen kişilerin, 2863 sayılı Kanun kapsamında öngörülen bildirim yükümlülüğünü yerine getirmemeleri halinde doğrudan hapis cezası riskiyle karşı karşıya kalabilmektedir.
Sonuç ve Değerlendirme
Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde, 2863 sayılı Kanun kapsamında kültür varlığı tanımının genişliği ile buna bağlı yükümlülüklerin kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, mevcut düzenlemenin uygulamada önemli belirsizlikler ve ciddi cezai riskler doğurabildiği görülmektedir.
Bu çerçevede, kültür varlıklarının korunmasını temin ederken özel mülkiyet hakkına da saygı gösteren, daha açık, öngörülebilir ve ölçülü bir mevzuat yapısının oluşturulması gerekmektedir.
Bununla birlikte, mevcut mevzuat yürürlükte olduğu sürece, ilgili kişilerin mevzuatta öngörülen bildirim ve diğer yükümlülüklere riayet etmeleri hukuki risklerin bertaraf edilmesi bakımından zorunludur.




